9.SINIF DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ AR

1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI

Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bu belirsizlik bazı lehçelerin dil durumuna gelmemesi, yani lehçelerin ayrı bir dil olarak sayılıp sayılamayacağı konusunda bir görüş birliğine varılmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeryüzünün bazı bölgelerinde daha işlenmemiş, incelenmemiş, yazı dili durumuna gelmemiş diller bulunmaktadır. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısı ortalama 3000-3500 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleleri (dil akrabalığı) adı verilir.

Dil akrabalığı olan diller, ulusların aynı soydan geldiklerini göstermez. Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan uluslar bulunmakla birlikte, farklı soydan gelen ve aralarında kültürel bağları görülen ve dil akrabalığı olan uluslar da vardır.

Yeryüzündeki diller (dil aileleri) bazı yakınlık ve benzerliklerine göre yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir.

A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri

1. Tek heceli diller: Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur. Sözcükler ek almadan, büküme (çekime), değişime uğramadan kalmaktadır. Sözcükte vurgu hakimdir. Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır, bir sözcük yerine göre 10-15 anlam kazanabilir. Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.

2. Eklemeli (Bitişken) Diller: Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir. Getirilen ekler kökle kaynaşmışlardır. Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir. Yeni ekler ulandığında kökte bir değişiklik olmaz. Türkçeye yabancı dillerden giren bazı sözcük köklerine de ekler getirilerek yeni sözcükler türetilir. Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mancu- Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.

Örnekler

göz- cü “gözcü”

göz - lük - çü - lük “gözlükçülük”

göz - le - mek “gözlemek”

göz - cü - lük “gözcülük”

okul- laş - ma (oranı)

karar- laş- tır- ıl- mak

baş- la-t- mak “başlatmak” vb.

3. Çekimli (Bükümlü) Diller: Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir. Değişikliğe uğrayan sözcüğün kök durumudur. Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.

Arapçada   kal “dedi” (geçmiş zaman)   yekulü “der, söyler” (geniş zaman)   kul “de, söyle” (emir)

Yukarıdaki örnekte eylem çekiminde sözcükte ünlüler değişmektedir. Eylem kökünde “a” olan ünlü, geniş zamanda uzun “û”, emir kipinde kısa “u” ya dönüşür.

Şiir- eşar “şiirler” alim- ulema “bilginler” vb.

Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsca, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.

B. Köken Bakımından Dünya Dilleri Köken bakımından birbirine benzer diller, aynı kaynaktan çıkmış akraba dillerdir, dil aileleridir.

Yeryüzündeki başlıca dil aileleri şunlardır:

1. Hint - Avrupa Dilleri Ailesi

a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice

b. Avrupa kolu:

1. Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).

2. Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca

3. İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).

2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice

3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.

4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.

5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:

a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Samoyetçe

b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca

Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır.

2. TÜRK DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bu konuda bilim adamlarınca farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına göre şöyle sınıflandırılır:

1. Altay Çağı: Altay çağında Türkçe henüz bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe- Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.

2. En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kesin bilgiler yoktur.

3. İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy - MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğunun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı yazılmıştır.

4. Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy - 10. yy arası dönemi kapsar. Türkçenin bilinen en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır. Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürkler’de kullanılmıştır. Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak üzere iki döneme ayrılır. Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu dönemde Tonyukuk Anıtı, Kültiğin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır. Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu dönemde Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizme ait bazı dinî metinler yazılmıştır.

5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe dönemidir. Türkler İslâmiyeti bu dönemde kabul etmişlerdir. Bu dönemde eski Türkçe özellikleri korunmakla birlikte din yoluyla Arapçadan, Farçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye başlamıştır.Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.

1. Doğu Türkçesi (Çağatayca)

2. Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)

3. Kuzey Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)ANLATI

6. Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası dönemi kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.

7. Modern Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.

TÜRKÇENİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYAN ESERLER

Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyeti kabul etmesiyle birlikte din, dil ve kültür hayatlarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu dönemde bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Dil ve kültür alanındaki bu etkilenme sonucu Arapça’dan Farsçadan dilimize pek çok sözcük ve kavram girmiştir. Ancak Türkçe bir taraftan da varlığını sürdürmüştür. Özellikle Karahanlılar döneminde (932-1212) dil ve edebiyatımız açısından önemli sayılan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t Türk ve Atabetül Hakayık adlı eserler yazılmıştır.

Şimdi bu eserleri görelim:

Kutadgu Bilig: Karahanlılar devrinde 1068 yılında Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. Bu eser sonradan eklenen ön söz ve son söz bölümleri dışında 6520 beyitten oluşmaktadır. Arada dörtlüklerle yazılmış çok az sayıda bölümlere de rastlanır. Eser bir siyasetnamedir. İyi bir devlet yönetiminin olması için yönetim kadrosunda bulunan bey, vezir, sü başı (ordu komutanı), uluğ hacip (baş mabeyinci), kapugçı (teşrifatçı), yalavaç (elçi), topugçı (hizmetçi) gibi her kademedeki görevli kişilerin nasıl olması ve ne gibi nitelikler taşıması gerektiği belirtilir. Eserde yer yer atasözlerine, deyimlere ve bilgece söylenmiş sözlere yer verilmiştir.ATIM

Divanü Lûgati’t Türk: Karahanlılar devrinde Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072- 1074 yılları arası yazılmıştır. Yazar, Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu hatta “Türk dili ile Arap dilinin at başı beraber yürüdüğünü” göstermek amacıyla yazdığını söyler. Kaşgarlı Mahmut kendisi bir hükümdar soyundan olmasına karşın 20 yıl kadar Türklerin yaşadığı bölgeleri dolaşmış, 7500 civarında sözcük derlemiştir. Böylece İslâmiyet'ten önceki döneme ait pek çok sayıda koşuk, sagu, sav vb. derlemiştir.

Atabetül Hakayık: 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başlarında yaşayan Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Atabetül Hakayık “Hakikatlerin Eşiği” anlamındadır. 484 dizeden oluşan, ahlakî, öğretici tarzda yazılmış manzum bir eserdir. Eserin tamamı dörtlüklerden ve beyitlerden oluşmuştur. Eser, Çağatay lehçesiyle yazılmıştır.İLVE ANLATIM 25

Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur: 11-12 ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hakimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Türkçe “avam dili” sayılmakta, bu nedenle de hor görülmekteydi. Aydınlar dahi eserlerini Arapça –Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyat Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır.6

ÖZET

Yeryüzündeki dillerde ses, yapı ve söz dizimi bakımlarından bazı benzerlik ve yakınlıklar görülür. Bunlara dil akrabalığı (ailesi) denir. Dünya dilleri yapı ve köken bakımından olmak üzere iki bölümde incelenir. Yapı bakımından tek heceli diller, eklemeli (bitişken) diller ve çekimli (bükümlü) diller olmak üzere üçe ayrılır. Köken bakımından Hint-Avrupa dilleri, Hami-Sami dilleri, Bantu dilleri ve Çin-Tibet dilleri ile Ural-Altay dilleri olmak üzere beşe ayrılır. Bunlardan Hint Avrupa dilleri Hint kolu ve Avrupa kolu olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılır. Türkçe yapı bakımından eklemeli; köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna girer. Türk dili başlangıçtan günümüze gelinceye dek birtakım aşamalardan geçmiştir.

Bu aşamalar şöyle sıralanabilir: Altay çağı, En eski Türkçe Çağı, İlk Türkçe Çağı, Eski Türkçe Çağı, Orta Türkçe Çağı, Yeni Türkçe Çağı ve Modern Türkçe.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !